Türkiye, emeklilik sisteminin sorunları ve ekonomik zorluklarla mücadele eden yaşlı nüfus için alarm verici bir tablo sergiliyor. Birçok emekli, yaş sınırını aşmış olmalarına rağmen, hayatlarını tehlikeye atarak ağır ve riskli işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Son olarak Malatya’nın Akçadağ ilçesinde bir inşaatta elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 70 yaşındaki bir kişi ile Denizli Merkezefendi’de taşeron bir telekomünikasyon şirketinde işçi olarak çalışan 60 yaşındaki Yakup Karacaoğlu’nun ölümü, “yaşlı iş cinayetleri” konusunu yeniden gündeme getirdi.
Yasalar gereği 50 yaş ve üzerindeki emeklilik hakkı kazanmış işçilerin ölüm raporları, Türkiye’deki emeklilik sisteminin gerçek yüzünü ve güvencesiz çalışma koşullarını ortaya koyuyor.
ÖLÜM RAPORLARINDAKİ KORKUTUCU BULGULAR
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) ile adli tıp uzmanlarının verilerine göre, 50 yaş üstü işçi ölümlerine dair hazırlanan otopsi raporlarında dikkat çeken ortak unsurlar bulunuyor. Yaş ilerledikçe artan kronik hastalıklar (tansiyon, kalp yetmezliği) ve refleks kaybı, ağır işlerdeki riskleri artırıyor. Yapılan incelemelerde, 50 yaş üstü inşaat işçilerinde en yaygın ölüm nedeninin “yüksekten düşme ve denge kaybı”, tarım ve taşımacılık alanlarında “aşırı yorgunluğa bağlı kalp krizi”, sanayi ve altyapı işlerinde ise “refleks yavaşlığı nedeniyle iş makinesine kapılma veya elektrik akımına kapılma” olduğu tespit edilmiştir. Uzmanlar, genç yaşlardaki bir işçinin basit bir kaza sonucunda (pikaptan düşme, hafif bir akıma kapılma) kurtulabileceğini, ancak 60 yaş üstü bir işçide bunun ölümcül sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.
TÜRKİYE VE AVRUPA ARASINDAKİ FARK
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında yaşlı nüfusun istihdam oranı ve iş kazalarındaki payı açısından büyük bir uçurum bulunuyor. Türkiye’de her yıl iş kazalarında hayatını kaybeden yaklaşık 2 bin işçiden yüzde 25 ila 30’u 50 yaş ve üzerindeki emeklilik hakkı kazanmış işçilerden oluşuyor. Yılda ortalama 500’e yakın yaşlı işçi, hak ettiği emeklilik hayatını yaşayamadan inşaatlarda, tarlalarda veya direklerde can veriyor. AB ülkelerinde ise 60 yaş üstü bireylerin istihdamı genellikle nitelikli danışmanlık, idari yönetim veya hafif hizmet sektörlerinde yoğunlaşıyor. Avrupa’da bir emeklinin inşaat alanında veya telekomünikasyon hatlarında çalışmalar sırasında hayatını kaybetmesi neredeyse imkansız olarak değerlendiriliyor. Türkiye, OECD ülkeleri arasında “emekli olduktan sonra çalışmak zorunda kalan nüfus” oranında en yüksek seviyede bulunuyor. Düşük emekli maaşları ve yüksek enflasyon, Türkiye’deki 50 yaş üstü iş gücünün büyük bir kısmının sigortasız ve güvencesiz tehlikeli işlerde çalışmasına neden oluyor.
“EMEKLİLİK VAR AMA GEÇİM YOK”
Sendikalar ve çalışma ekonomistlerine göre, söz konusu ölümler “kaza” değil, yapısal birer cinayettir. Bu durum, emekliliğin gelişmiş ülkelerde güvenli bir yaşam dönemi olarak kabul edilirken, Türkiye’de çoğunlukla yalnızca kağıt üzerinde var olan bir statü olduğunun altını çizmektedir. Maaşı yetersiz olan 60 yaşındaki Yakup Karacaoğlu’nun bir taşeron firmada pikap üstünde yükleme yaparken düşüp hayatını kaybetmesi ya da 70 yaşındaki bir vatandaşın geçim kaygıları nedeniyle tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalması, sosyal devlet ilkesinin ne kadar zayıfladığını gözler önüne seriyor.